Skip Navigation LinksAnaSayfa > Faliyetlerimiz > Mağralarımız > Mağralarımız Hakkında Genel Bilgi

MAĞARA

 

Tanımlamalar

Mağara için birçok bilim adamı çeşitli tanımlar vermiştir: Mağara karstik olayların yer altında oluşmasıdır. İçine doğru akan suları olan mağaralara subatan mağaralar, içinden akarsu çıkan mağaralar suçıkan mağaralar, hem subatan hem de su çıkanlarına ise tünelimsi mağaralar yada estavel kaynak denir. Kendi içinden su geçişine olanak veren, insan tarafından girilebilen yeraltı boşluklarına aktif mağaralar, tektonik hareketler sonucu oluşan mağaralara tektonik mağaralar, deniz kıyılarında dalga hareketleriyle oluşanlara deniz mağaraları denir.

 

Uluslararası Mağara Bilim (Speleoloji) Birliği`nin yaptığı tanıma göre mağara, insan geçişine izin verecek büyüklükteki ağzı ile kayaçta açılmış bir yeraltı boşluğudur. Ford ve Williams gibi speleogların, bu tanımın çok genel olduğunu ve karst morfolojisi düşünüldüğünde bir mağaranın,5-15mm (çap ya da genişlik)`den büyük çözünme açıklığı olduğunu belirtmektedir. Burada ölçüt çok küçük olduğundan bu tanımın tüm bilimlerce kabul edilebilmesi güç bir olasılık olarak görülebilir. Ayıca bir Amerikan mağara araştırma grubunun getirdiği ölçüt en az 150m uzunluk iken, bir diğeri 6m`lik uzunluğu yeterli bulmaktadır. Bu duruma göre bir mağaranın hangi ölçütlerle mağara kabul edilebileceği yapılan araştırmaya göre değişebilmektedir.


MAĞARABİLİM-SPELEOLOJİ

İlk Speleolojik çalışmalar 1900 yıllarına rastlar. 1859 yılında doğan Fransız mağarabilimcisi Eduard-Alfred Martel tüm yaşamını mağara araştırmalarına adadı ve bu araştırmaların pek çok disiplin içeren bir bilim dalı olarak kabul edilmesini sağladı.

 

Speoloji kelimesi Yunanca spelaion; mağara ve logos; bilim kelimesinden gelir. Mağara bilimi yani speleoloji içine alan bilimler coğrafya, topografı, jeoloji, hidroloji, mineroloji, arkeoloji, paleontoloji ve morfoloji gibi bilimlerdir.

 

Bir mağarabilimci mağara oluşumu ve çevresi hakkında sağlam bilgileri olan bir araştırmacıdır. Bir mağarabilimci bir bilim adamı da olabilir, mağarabilmin temel mekanizmalarını anlamak için çaba harcayan bir meraklıda olabilir. Mağaracılığı sportif amaçla yapanlar bile gezileri sırasında daha önce insan ayağının basmadığı yeni mağaralar bularak sırasında bir bilimadamı gibi topografya alımlarını kaydeder ve mağaranın haritasının çıkarılması ile de bilime katkıda bulunur.

 

Pek çok mağara ve uçurumun yer aldığı kalker kuşaklarına mağara bilimciler "karst bölgesi" adını verirler. Almanca "karst" adından gelen bu sözcük Slovence "kras" adının bozulmuş şeklidir. Kras Yugoslavya`nın kuzeyinde bulunan ve geçen yüzyıl yeraltında saklı binlerce mağara, çukur sistemi ve ırmağın keşfedildiği bölgeyi belirtir. Avusturya İmparatoru, Mühendislerine bilimsel bir amaçla ama aynı zamanda Trieste şehrinin su ihtiyacını karşılamak için yeraltı ırmaklarından yararlanmak umudu ile Karst`ı araştırmalarını emretmiştir.


BİO-SPELEOLOJİ

Mağaralardaki yaşamın araştırmasına bio-speleoloji diyebiliriz. Disiplinler arası çalışmaların sonucunda çeşitli bilgiler sağladığımız bu yaşam türü hakkında gelişmiş ülkelerde gelişmiş mağara araştırmalarına karşın yine de bilgi azdır. Bu bilgi azlığına hızlı artan kirlilik nedeniyle mağara canlıları arasında hızlı bir düşüşün artık etkenlerden biri olarak gösterile bilineceğini söyleyebiliriz. Bio-speleoloji ile ilgili bilimler arasında zoocoğrafya, taksonomi, evrimsel biyoloji, ekoloji, genetik popülasyon biyolojisi, fizyoloji, etioloji ve mikolojiyi sayabiliriz.


Bio-speleolojinin tarihçesi

Bio-speleolojik araştırmalar çok eskidir. Bunlardan kayıtlara geçenler arasında Macaristan`da 1725 yılında Brückmann`ın mağara ayıları üzerine yaptığı bir araştırma ilklerden biridir. Yurdumuzda ise bio-speleolojik araştırmalar Jeolog Abdullah Bey tarafından 1860`larda Yarımburgaz mağarasında başlamış, daha sonra başlamış, daha sonra bu araştırmaları Raymond Hovasse, 1920`lerde ve K.Lingberg (1950`lerde) Melahat Çağlar 1960`larda) mağara canlıları konusunda değişik mağaralarda devam etmişlerdir.

 

Yeryüzündeki biyolojik yaşam için gerekli yaşama alanlarından konumuzla ilgili olanlar:

Pro-epigean: mağara ağzından ışığın girebildiği en son noktaya kadar olan (para-epigean) bölüm.

 

Hypogean: pro-epigeandan sonra gelen ve içsel mağara oluşumları, yaşama alanları, mağaralar, girintiler, çıkıntılar.

 

Mağaralarda ışık olmadığı halde yaşayabilen canlıların başında bakteriler gelir. Bu değişik tipteki bakteriler bazı mağara karsit oluşumlarının oluşmasına ve değişik renklerde görülmesine neden olabilirler. Bakteriler ise beslenmeleri için gereken maddeleri dışardan gelen değişik taşıyıcı ajanlarca elde ederler. Bu taşıyıcı ajanlar su, mağaralarda yaşayan ve dışarıya sık sık çıkan canlılar (örn. Yarasalar) ve hava sirkülasyonu olabilir. Özellikle yarasaların çıkışları sayesinde bir çok organizma ve bakteriler için gerekli besinler mağaraya taşınır.


TANIMLAMALARDAN TİPOLOJİYE GEÇİŞ (OLUŞUM BİÇİMLERİ)

Kayacın oluşması sırasında oluşan mağaralara birincil safha da oluşmuş mağaralar (örn. Volkanik mağaralar), mağarayı oluşturan kayacın oluşmasından sonra oluşan mağaralara da ikincil mağaralar denmektedir. Bazı araştırmacılar, volkanik mağaraları içsel ve dışsal olmak üzere ikiye ayırmaktadır.

 

Speleologlara göre çözünerek oluşmuş mağara sistemleri dış etmenlerle birlikte hidrokimyasal faktörlere, petrolojik, tektonik, iklimsel, biyotik ve pedolojik koşullara bağlı olarak oluşur.

 

Speleologlar, mağaraların yeryüzündeki doğal açılımlar olduğunu, genişliklerine, şekillerine, uzunluklarına, açıklıklarının sergilediği duruma vb. özelliklere göre belli bir karaktere oturtulduklarını belirtirler. Mağara kavramının aslında antropomorfik bir kavram olduğunu ve insanlar tarafından içine girilip araştırılabiliyorsa bu boşlukların aktif bölüm alt fosil bölüm (yarı aktif) üst fosil bölüm bir anlamı olabileceğini ileri süren çoğu araştırmacı, böylece konuya antropolojik bir bakış açısı getirmektedir. Sweeting adlı speleolog ise, mağaraları sınıflandırmanın güç olduğunu ancak en verimli sınıflandırmanın, freatik ve vadoz biçiminde yapılabileceğini belirtmektedir.

 

Genelde kabul edilen anlamıyla mağaralar, kireçtaşındaki çözünme olayı sonucunda ortaya çıkarlar ve bunlar içsel mağaralarla, dışsal mağaralar olmak üzere ikiye ayrılırlar. Dışsal mağaralar kayaaltı sığlıklarından fazla farklı olmayan ve derine gitmeyen yeraltı boşluklarıdır. Bu tip mağaraların çoğu nehir ya da deniz hareketleri ile çözünme ya da erozyon sonucunda oluşurlar. Genelde kireçtaşı arazilerde görülürken başka tür kayaçlarda da görülebilirler.


İçsel mağaralar

Daha çok pasaj ve salonlar içeren ve derin olan yeraltı sistemleridir. Bu tip sistemler tepelerin içine doğru giren boşluklardır. Bir yeraltı nehrinin kalıntısı olabilecek bu mağaralar yeraltında labirentimsi yapılara dönüşebilir, çünkü su uygun olduğu her yönde ilerlemesini sürdürmüştür. Su bu tip boşluklara dolarken beraberinde dışarıdan getirdiği malzemeyi mağara içine bırakmaya başlar. Mağara içinden ve mağara dışından gelen bu malzemeler su azalmaya başladıkça duvarlarda korozyon (suyun çözülmesiyle oluşan çözünme) etkisi görülmeye başlar. Tektonik çatlaklar boyunca da yoluna devam eden su, zaman süresince gittikçe daha aşağı seviyelere inmeye başlar. Üst boşluklarda suyun etkisi durduğunda mağara fosil haline gelmiş demektir. Zamanla iki ya da üç katlı olabilen yeraltı sistemleri tabanlarında ve duvarlarında süzülen sudan gelen kalsiyum karbonatla mağaranın yapısındaki çökeltileri biriktirir.


Dışsal mağaralar

Daha çok yeryüzü şekillerinin dış bölümlerinde bir nehir, göl ya da deniz geçmişi olan bölgelerde bu suların erozyonu ile oluşurlar. Mağaraların, bu suların seviyelerine yakın yerlerde oluşan ağızları, dışarıdan gelmiş olan birikintilerle dolar.

 

Özetlersek mağaralar, genelde aşınma, çözünme vb.. karstik olaylar ve tektonizmanın da yardımı ile oluşan, çoğunlukla karstik kayaçlarda görülen, değişik büyüklüklerdeki, insanın girebildiği her türlü yeraltı boşluklarıdır.

 

Mağaralar karbonatlı kayaçlarda oluşurlar. Genellikle dünyada aynı cins arazilerde oluşan mağaraların en kolay oluşabileceği kayaçlar kireçtaşları, kalker, dolomit, kalsit ve jips gibi tortul kayaçlardır. Jeolojik devirlerdeki denizlerin çökelmeleriyle oluşan bu tortul kayaçların kaynakları kimyasal ve biyokimyasaldır.

 

Mağaralar kireçtaşı gibi tortul kayaçların olduğu yapıların dışında andezit, bazalt ve trakit gibi volkanik oluşumlarda da görülürler. Ayrıca yine çok az olarak kumtaşı, granit gibi kayaçlar içinde bulunabilen mağaralar en büyük hacimlerine sadece tortul kayaçlarda ulaşırlar.

 

Karbonatlı kayaçların en önemli özelliği karbondioksit gazını içeren sularda erimeleridir. Karbondioksit gazı hem atmosferde (3/10,000) hem de bitki köklerinin bulunduğu bitkisel toprak tabakasında vardır. Kalkerler, en eski jeolojik devirlerden beri (2,5-3 milyar yıl eski olan 1. Zamanın Prekambriyen devrinden beri) oluşmaktadırlar.

 

Mağaraların oluşumunda başlıca iki etken rol oynar: Aşınma ve çözünme. Mekanik ve kimyasal olan bu oluşum etkilerinde su, binlerce yıl boyunca taşı kemirerek yeraltındaki mağaraları ve galerileri oluşturur.

 

Kalkerler sert, esneme özelliği olmayan kayaçlardır. Doğada zaman oluşan tektonik hareketler gibi şiddetli etkilerle kolayca kırılabilirler. Bükülme, kıvrılma ile başlayan hareketler sonunda kalker çatlar ve yarılır. Kalkerli kayalarda açılan çatlaklar boyunca su içeri sızarken bunun sonrasında kimyasal aşınma başlar.

 

Mağaralar, suyun içinde bulunan taş parçalarının bulunduğu ortamı oyması ile de, yani fiziksel etkilerle de oluşurlar. Su basıncı fazla olduğunda bu fiziksel aşınma sonrasındaki oluşumun hızı artar.

 

Bitki kalıntılarının olduğu topraktan geçer yağmur suları, bu bitkileri ve kalıntılarından karbondioksit gazını alarak asit karboniği oluştururlar. Karbonik asit de kalsiyum karbonatı eritir. Bu reaksiyonun tersinde ise kalsiyum bikarbonat çökelerek sarkıt ve dikitler oluşturur. Toprak üstündeki bitkiler ne kadar fazla ise speleotem denilen oluşumların zenginliği de o kadar fazladır.

 

Mağaranın oluşum süreci boyunca yeraltı suyunun derine doğru sürekli aşındırma etkisi nedeniyle, bir karst mağara sisteminde üç ayrı katman gözlemlenebilir:

 

ü       Bütünü ile su dolu ve gelişimi halen devam eden genç alt katman.

ü       Kısmen yada mevsimlik olarak yeraltı suyu içeren orta katman.

ü       Yeraltı suyu akımının gözlemlendiği fosil üst katman.

 

Kireçtaşı mağaraların oluşumu ve gelişimleri doğal süreçlerin etkisi ile milyonlarca yılda gerçekleşir. Oluşumlarına göre birincil ve ikincil olarak ayırımın yapıldığı mağaralara etki eden diğer faktörler hidroloji, dış yüzey drenajı ve jeolojik yapıdır. Yeraltı pasajlarının ya da boşluklarının (odacıklarının) vadoz gelişimine ya da sediman ve kalsit formasyonlarının buralara dolmasına yol açar. Kireç taşındaki mağaralar stalagtit, stalagmit ve akmataşlara sahiptir. Bu kalsiyum karbonat çözeltileri, yağmurun kireçtaşından geçmesi ve damlamanın oluşması sırasında atmosferle tepkimeye giren damalardaki karbondioksit gazının açığa çıkması ya da suyun buharlaşması yoluyla oluşurlar.

 

Mağaralar kireçtaşı olmayan kayaçlardan da oluşurlar. Bunun en yaygın örneği deniz kıyılarında dalga hareketleriyle oluşan mağaralardır.

 

Buzulların erimesi sonucunda mağaralar oluşabilir. Lav mağaraları ise lav akıntısının dış kısmı katılaştığı halde iç kısmının sıvı halde kalması sonucunda oluşurlar. Genelde bir mağarayı, mağaranın giriş açıklığı ve tamamen karanlık kesimi olmak üzere iki ana bölüme ayırmak olasıdır. Ancak tam aydınlık, yarı aydınlık ve tam aydınlık olmak üzere üç bölüme de ayırmak olasıdır.

 

DOĞAL BAĞLANTILAR

Su, yerkabuğunu oyarak mağaralar oluşturmakla kalmaz, bu karanlık boşlukları keşfetmeye çalışan mağaracılara yardımcı olmak için kayaları garip biçimlerde yontar. Böylece sayılmayacak çeşitlilikte bağlantı noktaları oluşur. Uygun doğal bağlamalar aramak, tam uygun olmayanları kullanacak yöntemler bulmak, sabır ve yaratıcılık ister. Ama mağaracılığın en zevkli yanlarindan biridir.

 

Ana kayadaki her türlü çıkıntı oyuk ve yarıklar bağlantı olanakları yaratırlar. Bağlantı yapılacak kaya düzgün yüzeyli ve yuvarlaksa doğrudan doğruya iple bağlantı yapılabilinir. Ancak pürtüklü yüzeyler ipi aşındırır. Keskin kenarlar ise ipin kırılmasına neden olup çekiş gücünü düşürür. Böyle durumlarda perlon bant ya da çelik tel kullanılmalıdır. Perlon bant yeniyken ip kadar güçlüdür. Ancak koruyucu kılıfı olmadığından kolay aşınır. Örgü yapısı nedeniyle aşınmalar, çekiş gücünün çok azalmasına neden olur. Bu nedenle kullanacağınız bantları gözden geçirmeyi ihmal etmeyin.

 

Çözünme delikleri ve sürahi kulpu şeklindeki oluşumlar hem güvenli (ipin kurtulma şansı yoktur!) hem de sağlam olduklarından ideal bağlantı yerleridir. Çözünme oyukları akla gelmedik yerlerde bulunabildikleri için sabırla aranmalıdır.

 

Ana kayadaki büyük çıkıntılar da genellikle sağlamdır. Küçük çıkıntılar sağlam olmakla birlikte yeterince güvenli olmayabilirler. İpin yüklendiğinde, kaya yüzeyiyle yaptığı açıya dikkat edilmelidir. Güvenli bir bağlantı için bu açı dik açıdan küçük olmalıdır. İp kayarak kayadan kurtulabileceği için perlon bant kullanılmalı, yeterli bant varsa bir kaç tur sarılmalıdır. Bazen ipi dolamak ya da kayan düğüm (slip knot) kullanmak işe yarayabilir. iniş başındaki dikkatsiz hareketler ya da uzun inişlerde ipin yaylanması gibi tehlikeler karşısında tüm bu önlemler yetersiz kalabilir. O zaman yapılacak şey ya ip (bant) halkasını çıkıntıdan fırlamayacak şekilde, gerideki başka bir noktaya daha bağlamak, ya da bu çıkıntıya bağlantı yapmaktan vazgeçmektir.

 

Sıkışmış bir kaya (ing. chockstone, takoz kaya), eğer yeterince iriyse tek parçadan oluşuyorsa (çatlak ya da çamurla birleşmiş değil!), ve ipin çekme yönünde daralan bir çatlağa sıkıca oturmuşsa iyi bir bağlantı noktası olabilir. Hatta, düzgün yüzeyli bir kayayı uygun bir çatlağa kendiniz de yerleştirebilirsiniz. İpi takoz kayadaki bir oyuğa yerleştirin. Böylece ipin kayarak takozla ana kaya arasına girmesini önlemiş olursunuz. Kaymayı önlemek için perlon bant kullanmak yerinde olur.

 

Yatay zeminde duran büyük bir çöküntü kaya yeterince hacime sahipse (yaklaşık 1 m3) iyi bir bağlantı yeri olabilir. Ancak ipin (ya da bantın) kayanın üzerindeki bir çıkıntıya değil kayanın kendisine bağlanması gerekir. Ayrıca, ipin kayanın altına girip yavaş yavaş kayarak kurtulmasını önlemek için ip kayadaki bir oyuğa yerleştirilmelidir. Zemin eğimliyse eğim miktarı, kayanın büyüklüğü ve yerdeki taşlar, kum, çamur vb. bağlantı noktasının sağlamlığını etkiler. Çok büyük kayalar bile zemin kaygansa yerinden oynayabilir. Sıkı bir kaç tekmeyle kayanın hareket edip etmeyeceğini kontrol edin, ya da başka yer arayın.

 

Kökler sağlam, canlı bir ağaç ilk inişi döşemek için çok güzel bir seçenektir. İp yere yakın bağlanmalıdır. İpi gövdeye bir kaç defa dolamak, sonra boşta kalan ucu ya başka bir yere ya da ipin kendisine bağlamak yoluyla gerilimsiz (ing. tensionless) bir bağlantı elde edilir. Böylece düğümdeki kırılma nedeniyle ipin gücünün bir kısminı kaybetmesini önlemiş olursunuz. Bu yöntem kayaya bağlantı yaparken de kullanılabilinir. Tek sakıncası fazladan ip harcanmasıdır.

 

Yüzgeç biçimli kaya çıkıntıları dikey yüklendiğinde yeterince güçlüdür. Ancak iniş sırasında ip yön değiştiriyorsa, yatay yükleme gerçekleşiyorsa kırılabilirler. Yüzeyleri keskin olduğundan bant ya da çelik tel kullanmak gerekir.

 

Mağara duvarına koşut uzanan yaprak kayalar (ing. flakes) dikine yüklenilirlerse uygun bağlantı yerleri olurlar. Ana kayaya sağlam tutunup tutunmadığını tekmeleyerek kontrol edin. Perlon bant kullanın ve dışa doğru yüklemekten kaçının. Sarkıt, dikit, sütun gibi oluşumlara bağlantı noktası olarak güvenmemek gerekir. Çok sağlam görünseler de düzenli kristal yapıları nedeniyle kolayca kırılabilirler. Ayrıca çamur ve kumla kaplı yüzeylerde de büyüyebildikleri için ana kayayla sağlam bir bağlantı olmayabilir. Bunları yedek ve yardımcı bağlantılarda kullanacaksanız tekme testinden geçirmeyi unutmayın. Bazen çatlaklar ve çökelme katmanları nedeniyle ana kayanın kendisi bile yük altında kırılabilir. Böyle katmanlanmalara da dikkat etmek, çekiçle vurup tekmeleyerek kontrol etmek gerekir. Boğuk bir ses geliyorsa ya da kaya hafifçe yerinden oynuyorsa oraya bağlantı yapmayın.

 

TÜRKİYE MAĞARALARINA GENEL BAKIŞ

Türkiye`de araştırılmış mağaraların hangi yörelerimizde yoğunlaştığına bakacak olursak, bunların daha çok dört ana bölgede göze çarpan bir toplaşma yarrattıklarını buluruz. Bunun nedenini coğrafik, jeolojik yani mağara oluşumsal olarak ele almak bizi yanılgıya düşürebilir. İlk bakışta Türkiye mağaralarının ülkenin sadece Akdeniz bölgesinde yoğunlaştıklarını görmek iki şeyi düşünmemizi gerektirir. Bunlardan biri mağara oluşumu için sadece bu bölgenin mi çok elverişli olduğu sorusudur. Diğeri ise yoksa mağara araştırmaları sadece bu bölgelerde mi yoğunlaşmıştır sorusudur. Buna verilecek yanıt hem evet hem hayır olacaktır. En verimli karstik bölgelerin Akdeniz`de özellikle Toroslar`da olduğu bir gerçektir. Ancak bu bölgedeki araştırılmış mağaralar bile ulaşım olanakları kolay bölgelerimizde yopunlaşmaktadır. Öte yandan ulaşım olanakları zor hatta zaman ve pratik olaylar düşünüldüğünde imkansıza yakın olan bu yörelerimize yeterince araştırma etkinliği düzenlanmemiştir. Bu nedenle de bu bölgelerimizde mağaralar yokmuş gibi görünmektedir.

 

Zamanımıza kadar yapılan araştırmalar özellikle yabancı ekiplerin sınırlı etkinlik sürelerine ve ulaşım sınırlamalarına sıkışmış gibidir. Daha çok yabancılar yaptığı mağaralar bu nedenle Karadeniz veToroslarla Ege`den öteye fazla geçememiştir. Daha çok prehistoryenlerce yapılan Doğu Anadolu Araştırmalarının başgıcı 1940`lı yıllara rastlasa da daha sonra araştırmaların gerçekleştirimemesinin değişik nedenleri vardır. Bu nedenlerin başında daha sonraki siyasi atmosferin buna elverişli olmaması ve araştırmacıların araştırma merkezlerindeki labaratuvarlarına kapanıp çalışma eğilimleridir diyebiliriz.

 

Türkiye`nin en uzun mağarası ölçülebilen 10.000 metre (~+2.000m. haritalanmamış)`lik uzunluğu ile Beyşehir Gölü civarında Dedegöl Dağlarındaki Pınargözü Mağarası (Isparta) dır. Bu mağara ayrıca Türkiye`nin en fazla kot farkı olan mağaraları sıralamasında da ikinci sıradadır. (+661.5m). Bir örnek vermek gerekirse ağzından çıkan saatte 100km.lik rüzgar hızına ek olarak su sıcaklığı 4 ila 5 C arasındadır ve içsel mağaralara güzel bir örnek oluşturur. Bu mağara ayrıca Dünya mağaraları arasında teknik zorluğu fazla olan mağaralar sıralamasında da yer almaktadır. 

 

DÜNYADA MAĞARALAR İLE İLGİLİ BİLİNEN DEĞİŞİK OLUŞUMLAR

Dünyanın bilinen en derin mağara oluşumu -Abhazya`da ki -2080 metrelik Krubera mağarasıdır.

Dünyanın bilinen en uzun mağara oluşumu haritalanmış bölümüyle 361km araştırılmış toplam uzunluğuyla 530 km.lik ABDnin Kentucky eyaletinde Mammoth Cave`dir.

Dünyanın bilinen en uzun ikinci mağara oluşumu haritalanmış bölümüyle 165km uzunluğu ile Ukrayna`daki Optimiszticseskaja mağarasıdır.

Dünyanın bilinen en büyük galeri mağara oluşumu Malezya`daki Lobang Nasip Bogus`tur. Boyu 700, eni 300, en alçak tavanı ise 70m. yüksekliğindedir.

Dünyanın bilinen en derindeki yeraltı buzulu italya`daki Scarasson mağarasında -104m.den -130m. derinliğine kadar iner.

 

Envanter için bir format oluşturmak

Dünya mağara araştırmaları birbirine yakın araştırma sonuç raporları ve envanterleme konusunda birbirine yakın formlar ortaya çıkarmıştır. Ülkeler ilk önce birbirlerinden bağımsız olarak bu formları çıkartmışlardır. Bu envanterlemenin yapılabilmesi için de belli normlarda anlaşılması ve bu normların mağaraların birbirleri arasında ayırdedilmesi amacıyla kullanılması gerekmektedir. Bunun için de aşağıdaki bilgileri vermemiz gerekir.


MAĞARANIN ADI; mağaraların günümüzde en yaygın kullanılan adı büyük harfle, eski adı var ise parantez içinde yazılmalıdır.Bu mağaranın bazen birkaç adı olduğu unutulmamalıdır.

İLİ; mağaranın bulunduğu yerin bağlı olduğu il yazılır.

İLÇESİ; bu bölüme mağaranın bulunduğu yerin bağlı olduğu ilçe büyük harfle yazılır.İlçe isimlerinin altında yer alan küçük harflerle bucak adları verilir.

 

KÖYÜ; bu bölümde köy adları büyük harflerle yazılarak altta varsa ikinci adı parantez içinde yazılır. Altta ayrıca küçük harflerle mahalle isimleri yazılabilir.

 

MEVKİ; dağ, tepe vb. lokasyon isimleridir.

 

DENİZ SEVİYESİNDEN YÜKSEKLİĞİ; mağaranın giriş ağzının 1/25000 `lik haritalar yardımıyla bulunduğu noktanın deniz seviyesinden yüksekliğini tanımlar. Bu değer hassas altimetrelerle belirgin arazi şekillerinin daha önceden ölçülmüş ve haritalara geçirilmiş yükselti değerleri ani hava değişimlerinin olmadığı şartlarda alınır.

 

UZUNLUĞU; mağaranın giriş ağzı ile tıkandığı nokta ya da çıkışı arsındaki izdüşümsel uzaklığıdır. Bu değer mağaranın kendisiyle paralel ve ilişkide olmayan yan kolları ve ana galerilerinin uzunluğunu kapsar.Bu değer bazı ülkelerde yalnızca ana galeri ile paralel olmayan kolları kapsar. Bu ölçümü yapmak için şerit metre eğim ölçer kullanılır. Harita için gerekli olan yerler istasyon numarası, iki istasyon arasındaki uzaklığın yazılımı, sol ve sağ duvarların istasyonlara olan uzaklıkları, istasyon noktasındaki tavan yüksekliği, birinci istasyondan ikinci istasyona doğru alınan pusula değerleri ve eğim açısıdır. Tüm bunlar bir fişe kaydedilirken ayrıca her istasyon arasındaki mağara kesitinin şematik olarak alınması yanlara çizilmesi gerekir.Bu veriler ile bir plan ve bir profil çıkartılır.

 

DERİNLİK; Bu değer mağaranın giriş ağzıyla tıkandığı ya da bir başka çıkışla ulaştığı nokta arasındaki hat farkıdır.Boya deneyleri ile yapılan uzunluk ve derinlik tahminleri bu değerin dışında insanın geçiş yapabildiği freatik zonlu galerileri ise bu değerin içinde yapılır. Bu değerin mağara içindeki ölçümleri gerek vadoz zonda gerekse freatik zonda şerit metre ve klinometre ile yapılır.

 

Bu bilgiler bir mağaranın diğer mağaralardan ayırdedilmesini sağlayan özelliklerindendir.

 

Speleolojik tipoloji

Envanter formunda mağaralar için bir tipolojiye gitmek gerekir. Bunun için mağaraların çeşitli morfolojik oluşum mekanizmalarına göre hidrolojik durumuna göre bir sınıflandırma yapılabilir.

 

Freatik zonda oluşan mağaralardan bahsetmek gerekir.

 

Deniz mağaraları daha çok dalga ile dışarıdan kum ve çakıl gibi aşındırıcı etmenlerle oluşan mağaralardır. Ancak Türkiye`de bulunan Antalya Kaş sahil şeridindeki tatlı su kaynaklarının denize doğru açılımlarıyla oluşan Kaputaş Deniz ve Güvercinlik Mağaraları bize içsel suyun makanik ve tektonik hareketler yardımı ile de bir deniz mağarası yapabildiğini gösterir.Bu yüzden deniz kıyılarındaki mağaraların endojen mi yoksa exojen mi olduğu bilinmiyorsa Deniz mağaraları olarak genelleştirilerek adlandırılması yerinde olacaktır. Antalya Kaş ilçesindeki Kaputaş deniz mağarası (Mavi Mağara) bir deniz mağarasıdır.

 

"Fosil mağara" kelimesi mağaradaki oluşumun durduğunu anlatır.İçsel mağaraların eskiden doymuş su zonunda olup daha sonraları hava dolu zonlara dönüşen kesimlerinde su seviye olarak anormal artışlarda bulunsa bile bundan etkilenmeyecek katmana fosil mağara ya da mağara galerisi demekteyiz.Bir mağaranın alt alta olmak üzere hem fosil (aktifliğini kaybetmiş) hem de aktif kesimleri olabilir.

 

Çeşitli özelliklerin işlenmesi

Dönemsel buz oluşan mağaralar içinde bulunan ve soğuk mevsimlerde dış sıcaklığın 0C ‘ın altına düşmesi ile ve sıcak mevsimlerde özel sirkülasyon olaylarına bağlı olarak oluşan buzlar bu oluşum sınıflandırmasına girerler.Türkiye`de Harput Beden Buzluğu Mağarası sirkülasyon ile buz oluşumuna örnek gösterilebilir. Diğer tür buz oluşumuna ise soğuk mevsimlerde birçok mağara ağzında rastlanabilir. Hissedilir oranda hava akımı olan mağaralar da kaydedilmelidir.

 

Aktif su varlığı ve sifonlar

Su batanlar dönemsel ya da aktif akarsuların mağara boşluklarına girişini gösterir.

 

Aktif ya da dönemsel su çıkan mağaralar vardır.

 

Sifon kelimesi mağara içindeki kuru galerilerin ancak dalarak geçilebilecek su dolu galerilerle bitmesi ya da dalarak girilen bir sualtı mağarasının kuru bir galeri ile devam etmesi anlamına gelir. Türkiye`deki geniş anlamıyla sifon kelimesi dünyanın değişik ülkelerinde ikiye ayrılmaktadır; sump ve siphone vb.

 

Mağara içinde hareketsiz ve sürekli kurumayan su birikintilerini belirtmemiz gerekir. Mağaraların birbirlerinden ayırdedilmelerini sağlayan özelliklerden biridir.

 

Harita Okuma

Mağara haritalarını okuyup yorumlamanın hem zor hem de kolay noktaları vardır.Kolay noktaları; seçilen simgelerin değiştirlmediğini düşündüğümüzde şekiller ve simgeler çok açıktır.Bunun zor olan yanı ise bu simgelerin ülkeden ülkeye ve hatta aynı ülkede mağaracı gruplardan bir diğerine az da olsa değişiklik göstermeleridir.Bu değişiklikler çizimin yapılması sırasında ya da çizimin kağıda aktarılması sırasında değil bu çizimlerin üstlerine işlenen ve mağaradaki detayları açıklamaya yönelik olarak kullanılan simgeler (ikonlar) ile ilgilidir.

 

Mağara haritaları bir plan ve bir kesit olmak üzere iki kısım halinde çıkartılırlar. Planlar mağaraların kuşbakışı olarak çizimleri, kesitler ise mağaraların yandan görünümleridir. Bahsedilen simgeler daha çok planlar üzerinde gösterilir.Planlar bize pasajların genişliğini ve uzunluğunu, ayrıca bu pasajlardaki özel şekilleri (morfolojiyi) verir. Kesitler ise bize daha çok eğimin ne kadar olduğunu, pasajların ne kadar tavan yüksekliğinde olduğunu verir. Simgeler pek fazla gösterilmez.

 

Mağara haritalarını çıkartan araştırmacılar bu haritalar için verileri hangi aletlerle ve nasıl aldıklarını bildirmek zorundadırlar. Hassaslık derecesi dediğimiz bu derecelendirme günümüzde birçok ülkede kullanılmaktadır. İngilizlerin ortaya çıkarttıkları ve ismine "BCRA" (British Cave Research Association) derecesi denen bir sıralamadan bahsetmek gerekir.

 

Bcra- En Çok Kullanılan Dereceler

1A: ilk rakam; hassaslığı çok düşük olan, ölçüm aleti kullanılmayan. İkinci harf; tüm detaylar hafızada tutulmuş.

3B: ilk rakam; kaba manyetik ölçüm(hata payı; yatay ve dikey açılar +-250, uzunluklar +-50 cm, istasyon noktaları <50 cm).İkinci harf galeriler mağarada ölçülmüş ve tahmin edilmiş olarak kayır tutulmuş.

XD: İlk harf; Teodolit kullanılmış.İkinci harf; ölçümler gerektiği yerlerde ve istasyon noktalarında alınmış.(EN ÜST HASSASLIK DERECESİ)

En çok kullanılan dereceler ise : 1A, 3B, 3C, 5C, 5D, 6D, XB, XC, XD 21

 

İkonografi

Bu bölümün adını ikonografi koyduk.Bunun nedeni çok fazla simge olmasıdır. Bunlarda Türkiye ‘de şimdiye kadar en fazla kullanılan simgeleri toplayarak bir ortak ikonografi yaratmaya çalıştık. En fazla dikkat etmemiz gereken simgeler:

dikey boşluklarla ilgili olanlar

göl, yeraltı nehri vb. su aktivitesini bildirenler,

meyilli kısımları gösterenler,

üst üste gelişen pasajları gösterenler vb

 

MAĞARA CANLILARI

Mağaralardaki fauna ekolojisi incelenirken canlılar genelde:

Troglobi

Troglofil

Nemitroglofil

Trogloksen

olmak üzere dört sınıfa ayrılırlar.

Trogloksenler: örn. Yarasalar (Türkiye Rhinolopride ve Vespertillieride)

Troglobiler: örn. Niphargustar

Troglofiller: örn. Bazı kurbağa ve kuş cinsleri

Nemitroglofiller: örn. Bazı kurbağa cinsleri

 

Mağara canlıları arasında bitkilerde önemli yere sahiptir. Ancak gelişmeleri için mağaraların yarı karanlık bölgelerindeki çok az ışık miktardaki ışık kaynaklarına gereksinim duyarlar. Bu floraya örnek vermek gerekirse algler, yosunlar, Le Gloeocaspa montana, Timmia bavanca vb. Türleri bunlar arasındadır. Bazı mağaraların tavanlarından sarkan kökler mağara içinde gelişen bu tip bitkilerle karıştırılmamalıdır. Çünkü bu kökler mağaranın üstündeki yer yüzü florasına aittir.

 

HASSAS DENGE

Mağaralardaki florya yapay-ışık florasını da örnek gösterebiliriz. Bu tip canlılar turizme açılmış mağaralardaki ışıklandırma sahalarına yakın yerlerde yetişirler. Bu yapay ortam çok değişik bitkilerin üremesine olanak verebilir. Ancak bu yapay-ışık ortamlarının çeşitli bitkilerin üremesine izin vermesi, bu ortamların yapay olmasını ya da bunun doğalı bozduğu gerçeğini değiştirmediğini unutmamalıyız.

 

Mağaraların içinde hareket ederken bitkilerini böceklerin üzerine basmamaya dikkat etmemiz gerekir. Önemsiz gibi görünen bir çok canlı Türkiye`de sınıflandırılmamış ve dolayısıyla tanınmamıştır bile. Bu yüzden duyarlılığımızı hiçbir zaman kaybetmemeliyiz.

 

Yanımızda belli bir bilimsel amacı ola bir bilimadamı olmadıkça hiçbir şekilde biyolojik örnek toplamamamız gerekir. Kaldı ki böyle bir durumda bile çevre duyarlılığımıza ters gelen bir olayı kabul etmemek, çevreye zarar verdiğini düşündüğümüz eylemleri durdurmaya çalışmak sizin elinizdedir. Denetimsiz ve yetersiz bilimin de çevreye çok fazla zararlar verebileceğini düşününüz. Örneğin ne kadar dikkat edersek edelim, mağaralara her girişte mağaralara belli zarar verdiğimizi unutmamamız gerekir. Eleştirel olmakta kaçınmamak bu zararı en az düzeyde tutacaktır.

 

Koleksiyon amacı ile yapılan çalışmaların ne kadar bireysel (egoistçe) ve belli yarardan uzak olduğunu unutmamalıyız.

 

MAĞARA DOĞASINI KORUMA İLE İLGİLİ SORUNLAR

1970`li yılların başından beri Avrupa`da birçok yeni bulunan mağara hızla kirlenmiş ve bugün artık bu mağaralar o ilk bulundukları zamanla karşılaştırılamayacak bir konuma gelmiştir. Alınan tüm koruyucu önlemler artık yetersiz kalmaktadır. Çeşitli ülke mağaracıları bu konudaki koruyucu çalışmaların daha ciddi ve programlı şekilde yürütülmesini istemektedirler. Bu kirliliği en açık şekilde deneyimlerine dayanarak gözlemlemekte olan eski mağaracılar, dolayısıyla bu konuda toplulukların dikaktini çekmeye çalışanların başında gelmektedir.

 

Önce Avrupa`daki mağaralarda başlayan bir tür yağmalama artık bu mağaraları birer yeraltı depoları şekline sokmuştur. Avrupa`daki mağaralara çok sayıda mağaracı girdiğinden bu mağaracılar ne kadar çevrelerini kirletmemeye çalışsalar da mağaralar kirlenmektedir.

 

Mağaraların Tahribi ve Kirlenmesi

Kirlilik iki düzeydedir:

Mağara atmosferi kirliliği

Mağara kayacı oluşumlarının kirliliği.

 

Her geçen gün mağaralar alınan tüm koruyucu önlemlere rağmen gittikçe daha fazla kirlenmektedir, insanoğlu yeryüzündeki diğer tüm doğal güzelliklere davrandığı gibi yeraltındaki bu doğal güzelliklere de düşüncesizce davranmaktadır.

 

Bu kirlilik artık Türkiye`de de başlamıştır. Artan mağaracı sayısının mağara ortamına getirdiği genel bir tehdit söz konusudur. Bazı mağaracı dernek ve kulüler içindeki çekirdek gruplar bir yandan çevre korumayla ilgili nutuklar atarken bununla çelişen aktiviteler yapmaktadır. Örneğin bu gruplar kendilerini tatmin etmek amacıyla, hazırladıkları yeni mağaracılar için zor olan ve teknik gereken mağaralara, mağara ortamına zarar verecek sayıda kişi sokmaktadır. Hatta, sportif olmaktan öte hiç bir amaç taşımayan etkinliklere para kaynağı bulmak amacıyla mağaraların turizme açılmasına karşı gibi görünürken kar amacı taşıyan turistik geziler bile yapmaktadır. 
Mağaralara giren ekipler aşağıdaki nedenlerden dolayı 10 kişiden fazla olmamalıdır:

 

Mağaralara yeni giren grupların çevre koruma konusunda her an uyarılabilmeleri

 

Biyolojik olarak büyük grupların mağara canlıları üzerindeki şoka varan etkileri (örn. kışın)

 

Diğer tahribat unsurları

Bu tahribata başkaları da katılmaktadır. Örneğin akvaryumculara satmak üzere bazı kişiler mağaralardaki sarkıt ve dikitleri kırarak toplamaktadır. Köylüler ya da şehirden gelen bilinçsiz mağara meraklıları da diğer bir tehdit unsurudur.

 

Gerek mağara dernek ve kulüplerinin mağaralara götürdükleri ve denetimlerini sağlayamadıkları insanlar, gerekse mağara meraklıları ya da köylüler oluşumlara direk zarar vermese de üzerinde yürüdükleri travertenleri çamurlu ayaklarıyla kirletmekte, duvarlara yazılar yazmakta ve canlıları ürküterek faunaya zarar vermektedir. Daha kötüsü ise sarkıt dikitleri bazı bilgisiz insanlarımızın içlerine altın saklanabileceğini sanarak parçalamalarıdır.

 

Hazineci diye adlandırdığımız kişiler ise mağaraların gerçek düşmanlarıdır. Bu altın hırsından gözü dönmüş insanlar mağaraları kazarak tarihi kirletmektedir. Çıkardıkları az sayıda değerli eşya yetmiyormuş gibi bir de para etmeyeceğini düşündükleri antik testileri, paleolitik çağdan kalma kap kacağı, kemikleri parçalamakta ve oraya buraya atmaktadır. Böylece bu tip mağaralardaki tarihi analiz etmeye çalışan arkeolog ve pratisyenler için durum bir kaos halini almaktadır. Çünkü yan yana duran iki ayrı cinsteki buluntunun yer değiştirmesi bu buluntular arasındaki ilişkiyi yok etmekte, bulguları ve dolayısıyla tarihsel mantığı alt üst etmektedirler.

 

Mağaraların tahrip edilmesi yetmiyormuş gibi bir de dışarıdaki etmenler mağaraların kirlenmesine neden olmaktadır. Bu durum yurt dışında öyle bir duruma gelmiştir ki, korumacı grupların yardımından uzak kalan düdenler ve küçük dolinler şehir çöplükleri haline gelmiştir. Nasıl olsa düdenlere giren sular bu çöpleri alıp götürür düşüncesiyle bu mağaralar sonuna kadar çöple doldurulmaktadır. Bir zaman sonra suyunu filtre edemeyen bu karstik kaynakların renkleri yeşil kahverengi bir renk almakta ve içinden su kokuşmaktadır. Bunun en iyi örneklerini yurdumuzda Antalya ve Zonguldak şehirlerinden verebiliriz. Antalya`da yaşayanlar bilirler ki açılan foseptik çukuru hiçbir zaman dolmaz çünkü şehrin altı adeta boş gibidir. Tüm bu pis sular çatlaklar boyunca yer altı kaynaklarına oradan da denize karışmaktadır.

 

Fransa`da 1900`lerin başında karstik bölgeler çok fakir insanların yaşadığı yerlerdi. Çobanlar hasta hayvanlardan kurtulmak için onları düdenlere atmaktaydı. Köylüler de dışkıları dahil tüm çöpleri bu tip yerlere atıyordu. Bu yüzden tifo salgınları tüm vadilere bu karstik kaynaklarca yayılmaktaydı. Çünkü vadilerde yaşayanlar sularını bu düdenlerden gelen kaynaklardan alıyorlardı.

 

Mağaracılığın babası Edouard-Alfred Martel fluoressein renklendirme yöntemi ile karst su ağının sistematiğini buldu. Kalkerli toprakların suyu, kumlu topraklar gibi süzmediklerini ortaya çıkardı. Martel 1902 yılında düdenlere ve kaynaklara her türlü çöpün atılmasını yasaklayan bir yasa tasarısını Fransız parlementosunda onaylattırıncaya kadar bir çok insan bulaşıcı hastalıklardan öldü.

 

Mağaracılığı spor olarak yapan insanların bu konuda en duyarlı olanlar olmalıdır. Yiyecek kapları, konserve kutuları, atık piller, kullanılmış flaş ampülleri, karpit artıkları(karpit artıkları arsenik vb. çok zehirli maddeler içerir.), sigara paketleri gibi artıklar zamanla mağaraları çok kötü bir duruma sokmaktadır. Ayrıca mağaraların araştırılmasında büyük önemi olan harita çalışmaları sırasında istasyon noktaları için konan işaretlere de dikkat etmeli, bu işaretlerin sonradan toplanabilecek, üstünde rakam yazılabilecek kartlar ile yapılmasına çalışılmalıdır.

 

Yarasaları kış uykusu sırasında (hibemation) gürültü, temas ya da ışık etkisi ile uyandırmak metabolizmalarında ölümcül etkiler bırakabilir. Bu uykunun sonuna kadar gereksindikleri enerjiyi uyandırıldıklarında normalden daha hızlı harcayacaklarından bu uykunun sonunda uyanamamaları büyük bir olasılıktır.

 

Mağaraların bu kadar hassas bir ekolojiye sahip olmaları nedeniyle hepimizin yeterli bilince ulaşması için hem kendimizi hem de çevremizdekileri eğitmeye çalışalım.

 

MAĞARA ÖLÇÜMLEMESİ

Mağara Ölçümlemesi

Mağara ölçümlemesi, keyifli fakat bir o kadar da yorucu ve sabır isteyen bir işlemdir. Kapsamlı mağaralar için, en ince ayrıntısına kadar bir mağarayı ölçümlemek ve haritalmak yıllara mal olur. Bu yüzden, önemli olan haritalamanın amacını yerine getirecek kadar hassas olmaktır. Mağara ölçümlemesinin normal koşullar altında yapılmıyor olması, yani karanlık, ıslaklık, nem, hareket zorlukları gibi faktörlerin olması haritalama sürecini zorlaştırır ve verimi düşürür.

 

Uzaklık ölçümü

Uzaklıkların belirlenmesi için çeşitli hassasiyette metotlar mevcuttur, istenilen doğruluk derecesi ve eldeki zaman ve malzemeye göre uygun metot seçilmelidir.

 

Yaklaşık tahminde bulunma, genellikle zaman azlığında ve kısa mesafeler için kullanılmaya elverişli bir yöntemdir, özellikle kesit ölçümlerinde sağ, sol, tavan ve taban okumalarında kullanmak uygundur.

 

Adımlama, kısa zamanda kabaca ölçü açığa çıkmasını sağlar. Fikir edinme amaçlı geziler ve keşif gezileri gibi kroki çıkarmaya yönelik çalışmalar için uygundur. Dalış esnasındaki haritalamalar için palet devir sayısı (kickcycle) kullanılabilir. Eğer mesafe ölçümü yere yakın yapılacaksa kulaç saymak daha hassas bir yöntemdir.

 

Uzunluk işaretlenmiş ip, genellikle anahat için kullanılan bir metottur. Anahattan ayrılarak döşenirse kesit belirleme ölçümlerinde de kullanılabilir. Kalemle, ip üzerine belirli aralıklarla işaretler koymak yöntemlerden birisidir. Bu yöntemin dezavantajı; işaretler zamanla silinme riskiyle karşı karşıyadır. Eğer ip üzerine düğüm atılırsa bu dezavantajdan kurtulunabilir, fakat zaman zaman, özellikle dalışlarda, ipi makaradan açma esnasında düğümler zorluk çıkarabilmektedir.

 

Yatay uzunluk hesaplanabilmesi için, eğimli ölçü (ip uzunluğu) ile beraber dikey ölçü olan yükseklik (derinlik) farkı da ölçülür. Böylece, trigonometri ile yatay uzunluk hesaplanır. Eğer dikey açıyı ölçebiliyorsak, ip uzunluğu ve dikey açıyı kullanarak da yatay uzunluğu hesaplayabiliriz.

 

Yön ölçümü

Yön ölçümü, hattın ilerlediği yönün pusula yardımı ile açısal ifade edilmesidir. Ölçümler, sürekli sabit bir referansa (kuzey yönü) göre yapılabilir. Bir yol da, değişken bir referans çizgisine göre -ki bu önceki iki istasyon arasındaki hat doğrultusudur- hattın takip ettiği yön arasındaki yatay açı farkını ölçmektir. Bu yolla her istasyondaki dönüş açıları tespit edilmiş olur.

 

Yön ölçümleri yapılırken meridyenlere göre belirlendiğine dikkat edilmelidir. Başlıca iki çeşit meridyen mevcuttur; gerçek merdiyen ve manyetik meridyen. Gerçek merdiyen, istasyon noktasından coğrafik kuzey kutbuna giden meridyendir ve direkt olarak ancak manyetik sapmaya göre ayar edilmiş pusulalarla bulunabilir. Belirlemesi en kolay olan meridyen ise manyetik meridyendir, çünkü her pusulanın kuzey oku manyetik kuzeyi gösterir. Ancak, coğrafik kuzey ile manyetik kuzey dünya üzerinde aynı yerde değildir. Ayrıca, manyetik kuzey her zaman sabit de değildir, zamana bağlı değişimler gösterir. Bu yüzden, yapılan her haritalama çalışması gerçek meridyene bağlanarak neticelendirilmelidir.

 

Açı ölçümleri başlıca 3 şekilde ifade edilebilir:

 

Dönüş açısı; istasyon noktalarında hattın yön değiştirme açısıdır. 40° sağ, 105° sol gibi ifade edilebilir (0° ile 180° arasındadır).

 

Bearing; 90 dereceden küçük sabit referansa göre belirlenmiş bir açıdır. North.12°.East (tam kuzeyin 12° doğusu), S.50°.W (tam güneyin 50° batısı) gibi ifadeler kullanılır.

 

Azimut; 360 derece üzerinden her zaman kuzey merdiyen ile aradaki açıdır. Saat yönünde artar, yani 0°< Kuzeydoğu <90° ‘dir.

 

Dikey açı ölçümü

Dikey açı, doğrudan açı ölçülerek de bulunabilir, yatay uzunluk ile dikey uzunluk ölçülüp trigonometri hesabıyla da bulunabilir. Doğrudan dikey açıyı gösteren araçlara klinometre adı verilir. Bunların hazır üretilmişleri vardır, fakat eldeki imkanlarla basit bir klinometre yapılmak istenirse şu şekilde yapılabilir. Bir iletkinin düz kenarı bir çıtaya bağlanır ve bir ağırlık (çekül) da ip yardımı ile iletkinin merkez noktasından sallandırılır. Çıta bakılan yön doğrultusunda uzatıldığında çekülün ucu bir açıyı göstermektedir ki bu açı ile 90° arasındaki fark bize gerekli olan dikey açıdır.

 

Eğer, yükseklik (derinlik) farkını ölçen bir aletimiz varsa, hat uzunluğu ve yükseklik farkını kullanarak yatay uzunluğu elde edebiliriz. Dalışlarda derinlik ölçmek yeterince kolay ve hassas bir yöntemdir, fakat kuru mağaralar haritalanırken hata payı çok az altimetreler bulmak zordur. Bu handikaptan kurtulmak için şöyle bir endirek metot uygulanabilir: Baloncuklu bir eğimölçer vasıtası ile yatay uzaklıklar ölçülür ve hattın alçalması ya da yükselmesi gereken noktalarda bir çekül yardımıyla yükseklik farkı tam olarak ölçülür. Hat, yükseklik farkı ölçülmüş bu yeni noktadan devam eder.

 

HARİTANIN OLUŞTURULMASI

Haritanın diğer detayları istasyonlar üzerine oturacağı için çizimin en önemli kısımlarından biri harita üzerine istasyonları konuşlandırmaktır. Bunun için kabaca iki çeşit yöntem vardır;

 

Koordinat metodu: Yatay açı, düşey açı ve uzunluklar hesaba katılarak koordinatlar hesaplandıktan sonra, harita üzerine gridler düzgünce yerleştirilir. Harita, pasaj detaylarıyla kontrollü olarak çizilmelidir ki büyük hatalardan kaçınılsın. Plan, istasyon ve diğer noktalarda alınan kesit genişliklerini oturtarak tamamlanır.

 

İletki ve ölçek metodu: İstasyonlar birbirlerine göre alınan ölçüler sayesinde birer birer kağıda aktarılır. Bu metodun avantajı, kağıda aktarma aşamasını daha seri bir biçimde ilerletebilmektir. Dezavantajı ise hatanın kümülatif olarak oluşmasıdır, bir istasyondaki yanlış çizim diğer tüm noktalara yansır ve giderek büyür.

 

3. seviyeye kadar olan çizimler için, alınan verilerin cetvel ve iletki ile kağıda aktarılması genellikle yeterlidir. Fakat 5. seviyeye uygun olarak hazırlanan bir haritada alet kullanımındaki hataları elimine etmek için koordinat hesapları yapılmalıdır.

 

Harita, okunaklılığını etkilemeyecek ve amacını saptırmayacak şekilde detaylandırılır. Bu aşamada, jeolojik oluşumları, topografik, hidrolojik ve diğer açılardan önemli özellikler haritaya ikonlar yerleştirmek vasıtasıyla aktarılır. Pek çok, mağara haritalaması ve temel mağaracılık kitabında bu ikonların listesini bulmak mümkündür ve ülkeden ülkeye, hatta kurumdan kuruma fazlaca değişmektedir. Bu sebeple, hangi ikonların kullanılacağından daha önemlisi, kullanılanların ne anlama geldiğinin aynı haritada lejand ile gösterilmesidir.

 

Her haritada bulunması gerekenler bilgilerden;

Mağaranın ismi, giriş yüksekliği (derinliği) ve lokasyonu (tercihen GPS koordinatları)

BCRA veya başka sistemlerde merkez hat ve detayların doğruluk seviyeleri

Araştırmacı ekipte yer alanların ve çizimi gerçekleştirenlerin adları

Araştırma tarihi ve varsa kurum adı bir şema halinde haritanın uygun bir köşesine eklenir. Ayrıca,

Kuzey oku (coğrafik kuzey olmalıdır) planda yer alması gereken bir bilgidir.

Lejand da tercihen planda gösterilir.

Ölçek her çizimde gösterilmelidir.


ÖLÇÜM HASSASİYETİ VE HARİTA SINIFLANDIRMASI


Ölçüm Hassasiyeti ve Harita Sınıflandırması

Haritalama, kullanılan metotlara, ölçüm tekniklerine ve harcanan zamana göre değişik doğruluklara sahip olabilir. Akılda kalanlara göre etkinlikten sonra kabataslak krokilerin kağıda aktarılması şeklinde olabileceği gibi, her ölçünün hassasiyeti yüksek aletlerle tesbit edildiği bir haritalama da yapılmış olabilir.

 

Doğruluk, ölçüm sonuçlarının gerçek değere ne kadar yakın olduğunu ifade etmek için kullanılan bir kelimedir. Hassasiyet ise, bil ölçüm aracının saptayabildiği en yakın iki değer arasındaki farkı ifade eder. Örneğin; kadranı 360`a ayrılmış bir pusula, kadranı 72`ye ayrılmış ve iki çizgi arasındaki açının 5° olduğu bir pusuladan daha hassastır.

 

BCRA (British Cave Research Association)`ya göre haritalar doğruluklarına göre aşağıdaki şekilde sınıflandırılmıştır:


Anahat üzerindeki ölçüm hata paylarına göre sınıflandırma

Seviye 1 Düşük doğruluklu ve ölçüm yapılmamış bir taslaktır.

Seviye 2 Eğer gerekirse, doğruluk seviyesi 1 ve 3 arasında olan bir taslağı tanımlamakta kullanılabilir.

Seviye 3 Yatay ve düşey açıların ± 2.5º hata payı ile, uzunlukların ± 50 cm. hata payı ile ölçülebildiği ve istasyon konum hata paylarının 50 cm.den az olduğu kaba bir manyetik haritalamadır.

Seviye 4 Eğer gerekirse, doğruluk seviyesi 3 ile 5 arasında olan bir çizimi tanımlamakta kullanılabilir.

Seviye 5 Yatay ve düşey açıların ± 1º hata payı ile, uzunlukların ± 10 cm. Hata payı ile ölçülebildiği ve istasyon konum hata paylarının 10 cm.den az olduğu manyetik haritalamadır.

Seviye 6 Doğruluk seviyesi 5 `ten yüksek olan manyetik haritalamadır.

Seviye X Pusula yerine, teodolit ile ölçüm yapılmış haritalamadır.

 

İstasyon konum hata payı, o istasyonda, bir önceki ve bir sonraki istasyon ile ilgili ölçümlerin yapıldığı yerler arasındaki maksimum uzaklıktır.

 

İstasyonların 5 m aralıkla alındığı bir dalış ölçümünde, düşeydeki 2.5 derecelik hata payı, 0.22 metrelik bir derinlik ölçüm hatasına, 1 derecelik hata payı ise 0.08 metrelik bir derinlik ölçüm hatasına denk gelir.

 

Pasaj detaylarının kayıtlanmasına göre sınıflandırma

A sınıfı Pasaj detayları mağarada kayıt edilmemiş, daha sonra hatırda kalan ayrıntılarla haritalama yapılmıştır.

B sınıfı Pasaj detayları mağara içerisinde tahminlere göre kayıtlanmıştır.

C sınıfı Sadece istasyon noktalarında olmak üzere, pasaj detayları ölçümlenmiştir.

D sınıfı Detaylar ölçümleri istasyon noktalarında ve pasajlardaki önemli şekil değişiklerinin gözlemlendiği yerlerde ölçümlenerek kayıtlanmıştır.

 

Pasaj detay doğruluk sınıfının, anahat doğruluk seviyesi ile uyumlu olmasında fayda cardır. Örneğin; 1A, 3B veya 3C, 5B veya 5D. Genellikle, pasaj detaylarına hiç bakmadan anahat haritalaması yapılmaz ya da anahattın yönünde hassas davranılmadan pasaj detayları en ince ayrıntılarına kadar ölçümlenmez. Ancak, bu bir zorunluk değildir. Sadece mağaranın yönü ve uzunluğu ile ilgileniyorsanız pasaj bilgilerini toplamayabilirsiniz veya bir mağarada bulduğunuz arkeolojik buluntuları yeri sizin için önemliyse hassas pusula ölçümleri yapmadan ilerleyip yalnızca buluntuların olduğu bölgeyi ayrıntılı aktarabilirsiniz.

 

Haritalamanın hangi doğruluk seviyesinde yapılacağı, amaca bağlıdır. Bu yüzden araştırmaya başlamadan önce bu soru sorulmalıdır. Sonrasında incelemenin devam edeceği ve fikir edinme amaçlı, kısa vakit ayrılan bir etkinlikteki haritalama çalışmalarında doğruluk payının düşürülmesi uygun olabilir.

 

Hassasiyet için dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır. İstasyon konum hatasının oluşmaması için hem önceki istasyondan o istasyona okuma yapılırken, hem de o istasyondan bir diğerine okuma yapılırken aynı noktadan ölçüm yapmak lazımdır. Noktanın bir sağında bir solunda durmak metreye varan hatalara yol açabilir. Ayrıca, ip uzunluğuna dayalı ölçümlerde hattın gergin ya da bol (değişen gerginlikte) tutulması sonucu etkiler.

 

ANAHAT, İSTASYONLAR VE PASAJ DETAYLARI

Anahat haritada merkez çizgisini temsil edecek hattır. Anahattan ayrılan kollar ve pasaj detayları, anahat üzerine eklenmektedir. İstasyonlar, ölçüm alınan ve doğrultunun değiştiği noktalardır. İstasyon noktaları seçilirken rahat ölçü alınabilecek konumlar tercih edilmelidir. Hangi aralıklarla istasyon noktası almak gerektiğine, mağaranın uzunluğu, mevcut zaman ve istenilen doğruluk payına göre karar verilmelidir. Ayrıca, mağaranın kesitinde kayda değer değişiklikler görüldüğü yerlerde de istasyon noktası oluşturup ölçümleme yapmakta fayda vardır.

 

İstasyon numaralaması yapılırken takip edilmesi gereken belirli bir sıra yoktur, fakat oturmuş bir yöntemi izlemek gerekirse istasyon adlarının bir harf ve bir rakamdan oluşması ve harflerin hattı, rakamların ise istasyonları temsil etmesi mantıklıdır. Yani, anahattın başlangıcından itibaren istasyon numaralarının A1, A2, A3 diye gitmesi ve bir ayrıma gelindiğinde de sağ koldaki istasyon numaralarının B1, B2, B3 şeklinde devam etmesi gereklidir. Böylece eğer B diye devam edilen kol biter ve ayrıma dönülürse ayrımın sol tarafındaki sıradaki istasyon A4 olacaktır ve sadece soldaki istasyonlar okunduğunda hepsi A ile başlayacaktır. Birden fazla kol ayrıldığında da C, D, E gibi harfleri değiştirerek bu kolları temsil etmek daha uygundur. Diğer ucu görünmeyecek kadar büyük galerilerde ölçü alınırken, galerinin sağından ve solundan giden iki ayrı kol oluşturmak ve daha sonradan bunların çakışıp çakışmadığını saptamak uygun olacaktır. 

 

Hat, sadece bir çizgiden oluştuğu için mağaraya hacmini veren unsurlar pasaj detaylarıdır. Hat doğruluğu genellikle ölçüm hassasiyetine dayanırken, detaylar biraz da yeteneğe bağlıdır. Pasajlar kabaca hattın solunda, sağında, yukarısında ve aşağısında duvara olan uzaklıklar cinsinden bir dörtgen şeklinde ifade edilebilir. Fakat, pasaj kesiti yuvarlak veya dörtgen gibi şekillerden ziyade asimetrik ve sözün gelimi sağ üst çapraza doğru uzayan bir kesit ise bu kesit az önce belirtilen dörtlü okuma yöntemi ile ifade edilemez. Bu yüzden istasyon noktalarında -en azından gerekli olanlarında- kesit çizmek, haritalama açısından çok faydalıdır. Zamanla kısıtlı haritalama çalışmalarında her istasyonda olmasa da en azından şekli dörtlü okuma için müsait olmayan istasyonlarda pasaj kesiti çizmek gereklidir.

 

Ayrıca arkeolojik kalıntılar, mağara canlıları, jeolojik oluşumlar gibi özelliklerle ilgili veriler de harita üzerinde gösterilmek üzere mağara içerisindeyken detaylandırılmalıdır. Detay çizimlerinde araştırmanın amacına yönelik şeylerin üzerinde durulmalıdır. Seçim yapılacak kadar çok ayrıntı varsa, hangi ayrıntılara ne kadar değinileceğine önceden karar verilmelidir.

 

Detay çizimleri, esas çizimle orantılı ayrıntıya sahip olmalıdır. Esas haritada küçük gözükecek bir pasaja pek çok ayrıntı koymanın bir anlamı yoktur. Detay çizimlerinde anahat ölçümlemesindeki hassaslığa gerek yoktur. Doğruluk payı, ayrıntılara verilen değer ve zamana verilen değer arasındaki dengeden ibarettir. Örneğin B sınıfı bir çizim için gerekli olan sadece genişlik ve yükseklik ölçümlerinin yapılmasıdır. Bir detayın gerekli olup olmadığı konusunda kararsız kalınmış ise, çizilmesinde fayda vardır. Gerekmiyorsa sonradan kullanılmayabilir ama gerekir de çizilmemiş olduğu görülürse geri dönüşü yoktur.

 

HESAPLAMALAR VE ÇİZİMLER

Çizimlere geçilmeden önce ileri ve geri okumalar belirlenmeli ve aynı cinsten ifade edilmelidir (180 derece ile birbirlerine dönüştürülerek) Ayrıca, manyetik kuzeyler coğrafik kuzeylere çevrilmelidir. Haritalama esnasında toplanmış verilerden trigonometri yardımı ile yatay ve dikey uzunluklar elde edilir.

 

Haritalamada temel olarak kullanılan üç çeşit çizim olduğunu söyleyebiliriz. Bunlar;

 

Plan

Mağaranın kuşbakışı görünüşüdür. Belirli bir ölçeğe göre gerçeğini temsil eder. Ölçeksiz çizilenine kroki denir. Genel amaçlı bir harita için ölçek 1/500 ya da 1/250 olabilir. Daha büyük sistemler için veya haritanın aktarılacağı kağıdın boyutları yeterince büyük değilse, daha küçük ölçekler tercih edilebilir.

 

Kesit

Mağara pasajının şeklinin anahatta dik açılarla (mağarada ilerleyiş yönünde enine) keserek gösterilmesidir. Kesitler kağıt üzerinde, pasajdaki konumları işaretlenerek gösterilmelidir. Sadece bir pasajın değil de birbirine paralel olan tüm pasajların aynı kesitte gösterilmesine ‘çaprazlama kesit` denir.


Profil

Plan gibi bir izdüşümdür ama yukarıdan değil de yandan görünüştür. Yükselti farklarını görmek için kullanılır. Sarkıtlar gibi jeolojik oluşumları göstermekte de yararlıdır. Profilin, ‘uzatılmış profil` diye adlandırılan ayrıntılı bir çeşidi de görünüşün plana göre düz çizgi üzerinde değil de anahat boyunca çizilmişidir. Avantajı, profil görüntüsünü mağaranın boyuna uzunluğu ile orantılı olarak göstermektir.

 

VERİLERİ KAYITLAMA

Gerekli verilerin uygun zaman ve mekanda toplanabilmesi için ekip üyeleri arasındaki işbölümünün ve diğer yöntemlerin önceden belirlenmesi lazımdır.

 

Kara mağaraları için tavsiye edilen işbölümü şu şekildedir:

 

Eleman okumaları yapar, bu kişinin ekipteki haritalandırma konusunda en tecrübeli ve aletlerle en tanışık kişi olmasında fayda vardır.

 

Eleman, okumaları kayıt eder ve pasaj detaylarını çizer. Yazısı okunaklı ve çizimi düzgün biri olması tercih edilir.

 

Eleman, metrenin öbür ucunu tutmak, hat döşemek ve istasyonlara karar vermekle görevlidir, diğer görevlerden de taşıyabileceği kadarını alır.

 

Sualtı veri kayıtlaması için ise farklı bir görev dağılımı söz konusudur, çünkü ortamdan dolayı kişilerin sualtında birbirleriyle iletişim kurmaları kısıtlıdır, bu yüzden birbirlerinden bağımsız görevler alabilirler. Yüzeyde bütün işbölümünün yapılmış ve iyi kavranmış olması gerekir çünkü aşağıda görevleri değiştirmek zor olur. Sualtında görevlerin iki kişiye dağıtılması ve bir kişinin okumaları yapması ve kayıt etmesi diğerinin de komşu istasyonda durması daha uygundur.

 

Standart bir kayıt alma şeması olmamasına rağmen, en çok kullanılan tablo aşağıdaki gibidir. Derinlik ile sağ, sol, taban ve tavana olan uzaklık ölçüleri, istasyona ait ölçülerdir. uzunluk` ve ‘azimut` ölçüleri ise iki istasyon noktasının birbirine göre olan ölçüsüdür. Bu yüzden yazı tablasında, uzunluk ve azimut kolonlarındaki satırlar diğer kolonların satırlarının arasına gelecek şekilde yerleştirilmiştir.

 

Kara mağaralarında kayıtlama yapılırken aşağıdaki şemada derinlik yerine yükseklik gelmelidir. Ancak, karada yükseklik ölçer ile hassas ölçümler yapmak zor olduğundan bu kolon -eğer ölçülebiliyorsa- iki istasyon noktasındaki yükseklik farkı ile doludurulmalı veya dikey açılar kayıt edilip daha sonra yükseklik farkı hesaplanmalıdır.

 

Özellikle sualtı mağaralamasında uygulamaya yönelik etkili bir kayıt alma yönteminde, pusula ve derinlik saati verilerin yazıldığı yazı tahtasının yanına monte edilir. Okumayı yapan kişi baktığı yöne doğru vücudunu çevirir ve yazı tahtasını da vücuduna paralel tutarak okumaları gerçekleştirir ve kayıtlar. Bu yöntemin uygulanmasının önemli bir sebebi sualtında pusula okumalarının göz-pusula-karşı istasyon doğrusu oluşturularak okunamamasıdır. Çünkü, karşı istasyondan tutulan ışık dalıcının gözünü alarak, aynı anda hem o yöne bakılmasını hem de pusulanın okumasını engeller.

 

Harita verilerinin toplanması birbirinden çok farklı olmamakla beraber iki değişik şekilde yapılabilir:

 

Düz ilerleme tekniği; okumalar bir sonraki istasyona göre alınır.

 

Kurbağa sıçrayışı ilerleme tekniği; okumalar iki istasyonda bir kere, bir önceki ve bir sonraki istasyona göre alınır.

 

İstasyon noktalarında ölçüm aletlerinin kurulması gibi zaman alıcı işler söz konusu ise kurbağa sıçrayışı metodunda okumalar iki istasyonda bir alındığından zaman kazancı olacaktır. Dezavantajı ise; okumalar bir ileri bir geri yapıldığından kayıt tablosuna okuma şekilleriyle ilgili notlar almak gerekir, bu da kayıt karmaşıklığı yaratabilir.

 

Ayrıca yukarıda adı geçen her iki yöntem için de ‘ileri okuma` ve ‘geri okuma` adı verilen iki farklı okuma söz konusudur. Kayıt biçimleri farklı değildir. Eğer veri kayıtları mağarada ilerleme ve hattı çekme esnasında yapılırsa ileri okuma, eğer geriye dönüş (mağaradan çıkış) esnasında yapılırsa geri okuma diye adlandırılır.

 

Veriler okunaklı bir şekilde yazılmalıdır. Yazım esnasında birbiriyle karışabilecek ve kişiden kişiye değişebilecek bazı figurlere dikkat etmekte fayda vardır. Örneğin 1 ve 7 rakamları veya 8 ile B. Rakamların üzerinde oynama yapmak yerine üzerini çizip yeniden yazmak okunabilirlik açısından daha uygundur. Nokta küçük bir işarettir ve yıpranmaya uygun bir ortam söz konusu olduğundan nokta yeine " / " kullanmak daha uygun olabilir. Ayrıca, haritalama esnasında okumaların ileri ya da geri yapıldığı işaretlenerek (Örneğin B (ackward) ya da F (orward) koyarak) belirtilmelidir.

 

Veriler, yazıların yıpranmasına fırsat vermeden başka bir yere işlenmelidir ve/veya yedeklenmelidir. Böylece hem bir daha alınması çok zor olan bilgileri kaybolma tehlikesine karşı yedeklemiş oluruz hem de okunamayan veya eksik bir bilgi söz konusu olursa haritalama üzerinden çok vakit geçmediği için hatırdan eklenmesine olanak vermiş oluruz.

 

 

MAĞARACILIK GENEL EĞİTİM KONULARI

ü Temel dersler

ü Kuru mağaracılık ve mağara morfolojisi

ü Mağara oluşumları ve Speleoloji anabilim dalına giriş

ü Navigasyon (Yön Bulma)

ü Haritacılık teknikleri

ü Yön bulma (Pusula kullanımı)

ü Doğal navigasyon teknikleri

ü Fizyoloji

ü Gazlar ve zehirlenmeler

ü Kardiovaskuler hastalıklar

ü Merkezi Sinir Sistemi (CNS)

ü Diet

ü Egzersiz, yorulma, mukavemet

ü Hipotermi

ü Stress, panik durumları

ü Fiziksel parametreler

ü Temel solunabilir gazlar

ü Termal dinamik ve ısı transferi

ü Psikolojik faktörler

ü Tasa ve kaygı uyandırıcı unsurlar

ü Stress reaksiyonu ve engelleme

ü Stress azaltma metodları

ü Meditasyon ve konsantrasyon

ü Kişisel sınırlar

ü Panik kontrolü

ü Kapalı ortamda kalma psikolojisi

ü Karanlıkta kalma

ü Acil durum uygulamaları

ü Bayılmaya neden olan faktörler

ü Çevresel faktörler

ü Yön kaybı

ü Işık kaynağı tükenmesi

ü Sıkışma ve kurtulma metodları

ü İpe dolanma ve çözüm yolları

ü İpte asılı kalma ve sonuçları

ü Kemer ve koşum patolojisi

ü Travma ve travma sonrası yapılacaklar

ü Malzeme kullanımı ve bilgisi

ü Düğüm teknikleri

ü İp ve emniyet alma metodları

ü Karpit ve diğer aydınlatma sistemleri

ü Uygun kamp yeri seçimi

ü Tek ip tekniği

ü Temel kampçılık (Basic Camping)

ü Temel mağaracılık (Basic Caving)

ü İleri mağaracılık (Advanced Caving)

ü Genel jeomorfoloji

ü Karst jeomorfolojisi (Karst Geomorphhoolgy)

ü Genel topografya (General Topography)

ü Mağara haritacılığı (Cave Mapping)

ü Kurtarma (Rescue)

ü İlk yardım

 

MAĞARA MALZEMELERİ VE KULLANIMLARI


Mağara giysisi

Her mağaraya uygun olan belli bir giysi çeşidi yoktur. Çünkü her mağaranın kendine özgü bir hava ve su sıcaklığı vardır. Kuru bir mağaraya girerken bizi terleten su geçirmez giysileri giymek zorunda değilizdir. Mağara içi sıcaklığı ülkemizde 8-14 derece arasında değişir. Buz mağaralarında ise bu sıcaklık 0 derecenin altına düşebilir. Örneğin Elazığ Harput Beden Buzluğu mağarası buzun oluştuğu dönemlerde 5 derecelik bir sıcaklık düşüşü gösterir. 4 saatten daha uzun süren ve sürekli su içinde hareket edilmesi gereken mağaralarda vücut ısımız düşebileceği için ısı kaybını azaltan kauçuk eldivenler giymek gerekir.

 

Ayakkabılar

Çizme genelde her mağara için uygun bir giyecektir. Çizme yerine sağlam bir ayakkabı (örn: asker postalı) da kuru mağaralarda giyilebilir. Sürünmeli pasajlarda dizlik takılması uygun olur.

 

Kask (Baret)

Hırdavatçılardan alacağımız ucuz yumuşak plastik bir inşaat kaskı bu iş yeterlidir. Ancak düz kask kayışlarının bir kaza anında başımızdan çıkacağını unutmaalıyız. Bunun için "y" biçimli bir kayışı kaskımıza monte edebiliriz. Her mağaraya girişten önce kaskımızın bağlantı noktalarını kontrol etmeliyiz.


Işık Kaynakları

 

Karpit lambaları

Kalsiyum karpitin su ile birleşmesinden ortaya çıkan asetilen gazını ışık kaynağı olarak kullandığımız karpit lambaları dünyadaki en homojen ışık sağlayan ve en pratik araçlardır. Asetilen gazını ürettiğimiz bölmeye jenaratör denir.

 

Jenaratörün karpit haznesini en fazla yarıya kadar karpitle doldurun. Karpiti parçalarken karpit haznesinin büyüklüğüne göre parçalayın. Karpit lambanızın jenaratörünü her kullanımda temizlemezseniz hem bir arızaya sebep olabilir hem de lambanın ömrünü azaltabilirsiniz.

 

Mağaraya girerken yanınıza her zaman 200 gr. lık yedek karpit alın. Karpit artıklarınızı kesinlikle mağarada bırakmayın. Bir naylona koyup dışarı çıkartmalısınız.

 

Karpit artıklarının mağaranın ekolojisinde tahribata yol açacağını unutmayınız.

 

Kaskınıza monteli karpit lambanızın yanında elektrikle çalışan bir fener olmasına dikket edin. Mağaraya girmeden önce lambanızın temiz olup olmadığını kontrol edin, yanınıza yedek bir boru kelepçesi ve küçük bir tornovida alın.

 

Karpit artıklarını hiçbir zaman bir teneke kutuya ağzı sıkı bir biçimde kapalı olarak koymayın. Bu patlama tehlikesi yaratabilir.


Akülü lambalar

Günümüzde en güvenilir akülü lambalar "kuru akülü" olanlardır. Lambaların iki bölümü vardır. Bir kablo ile birleşen akü kısmı ve lamba kısmı. Biospeleolodarın kullandığı bu tip aydınlatma aletleri daha pahalıdır. Akülü lambalar şarj edilmeleri gerekiğinden yerleşim yerlerinden uzakta olan etkinlik bölegelerinde pratik değildirler

 

Çelik Merdiven

Genelde 500 kg.lık yük taşıyabilen bu iniş aletleri zaman içinde çürüyebilir ve çekme güçleri azalabilir. Birbirlerine "C" halkası ile bağlanan bu merdivenler beşer ve onar metrelik uzunluklarda imal edilirler. Çelik kabloları en az 3-4 mm. kalınlığında olmalıdır. 

Merdivenler her kullanımdan önce iyice kontrol edilmelidir. Herangi bir çürüme (paslanma) işareti görüldüğünde atılmalıdır.


Şişme Botlar

Botlar eğer korunacak şekilde bir çantaya konulmamışsa mağara bölgesine nakil sırasında hem de mağara içinde taşınırken patlayabilirler. Botu kullanmadığımız zamanlarda koruyucu çantasına mutlaka koymalıyız.

 

Botları mecbur kalmadıkça nefesle şişirmemeliyiz, içlerinde kalan nem onları çürütebilir. 

Botların şişirme vanaları ve subapları içine kullanım sırasında çamur kaçması botun hava kaçırmasına neden olur. Botların en fazla patladığı durumların bottan iniş ve bota biniş durumlarında olduğunu unutmayalım.

 

İpler

Mağara içinde kullanacağımız ipler sudan ve nemden en az etkilenen tipte olmalıdırlar. Özellikle çelik merdivenle iniş ve çıkış sırasında kullanacağımız emniyet ipleri tek ip tekniklerindeki ipler kadar kalın olmayabilir. Ancak kalınlıkları 8 mm`den daha ince olmamalıdır. Bazı durumlarda dağcılıkta kullanılan dinamik ipler de kullanılabilir.

 

Genelde mağaralarda kullanılan ipler, polyamid (naylon) ya da polyesterden yapılmış düşük elastikiyette (statik), 10mm çapında ve bir kılıfla kaplanmış iplerdir.

 

Doğal ipler (kendir, pamuklu) mağara ortamında kolaylıkla çürüyeceğinden bunlara güven olmaz. Düşük erime noktalı ipler (polipropilen, polyetilen) sürtünme ya da şok yediklerinde kopabilirler.

 

Polyamid bu iş için geleneksel malzemedir. Polyester ise daha iyidir. Çünkü;

 

·   ıslandığında çekerleri azalmaz (naylon 10% azalır)

·   sürtünmeye daha dayanıklıdır.

·   bu malzemeden düşük elastikiyetli iplerin yapımı daha kolaydır.

·   ip kullanıldıkça büzüşür ve ip kümesini daha iyi kavrar. Kılıfın çekme kuvveti

·   ipin tüm çekme kuvvetinin (üçte biri ya da yarısı) büyük bir oranı kadar olmalıdır.

·   fazla esnek bir ip (dağcılıkta kullanılan dinamik ipler)özellikle mağaracı düzgün olmayan kaya duvarına yakın olduğu zaman düştüğünde onun yere çarpmasına neden olur.

·   ipler kayalara sürtündükleri yerlerde ip koruyucusu kılıfların içine sokulmalıdırlar.

 

Düğümler

Bizim için gerekli düğümlerin hepsi dağcılıkta da oluğu gibi denizcilikte kullanılan düğümlerden türemişlerdir.

 

Önce dağcılıkta deneme imkanı bulunan bu düğümler mağaracılıkta da yaygın olarak kullanılmaya başlamıştır. bazı düğümlerin sakıncalı olduğu da (örn: bulin) dağcılıkta yaşanan bazı olaylardan sonra ortaya çıkmış ve bunların kullanımına mağaralarda kullanımına son verilmiştir.

 

Bugün mağaracılıkta kullanılan düğümlerin kullanımda seçilim nedenleri şöyle sıralanabilir:

·   çok pratik olmaları

·   acil durumlarda karanlıkta bile atılabilir derecede pratik olmaları

·   acil durumlarda karanlıkta bile kontrol edilebilir olmaları

·   acil durumlarda karanlıkta herhagi bir aksaklıkla çözülme şanslarının az olmaları

·   mağara iplerinin statik olmaları nedeniyle şok emici özelliğe sahip olmaları

 

En çok kullanılan mağaracılık düğümleri:

·   sekizli düğüm (her durumda ip birleştirmelerinde)

·   çift sekizli düğüm (özellikle göğüs bağı yapmak için)

·   dokuzlu düğüm (şok emici olması gereken yerlerde)

·   kör düğüm (çok az yerde örn. ip sonunda)

·   emniyet düğümü atılmış bulin düğümü(acil durumlarda tek elle kendini emniyete alma)

·   hırsız düğümü (inişlerde)

·   prusik düğümü (inişlerde seçime bağlı desander yedeklemesi)

·   perlon bant yada kısaca perlon düğümü (sasdece perlon bantların birleştirilmesinde

·   ip sarma düğümü (ipler toplandıklarında kümenin üstüne)

·   yarım kazık (italian hitch) düğümü (merdiven inişlerinde çıkışlarında emniyet alırken)

 

MAĞARADA HAREKET

"İKİ KERE DÜŞÜN !!!"

Her ne kadar mağaracılık riskli bir spor gibi görünüyorsa da bu riskin çoğunluğunu bizim hatalarımızın oluşturacağını unutmayalım. Korku mağarada histeri durumuna dönüşmedikten sonra hep işe yaramıştır. Aşırı olmadıktan sonra insanı gereksiz eylemlerden uzak tutmuştur. Mağaracılığın tehlikelerini düşünmek bizi kazadan daima koruyacaktır. her zaman bir eylem yaparken iki kere düşünün.

 

Bir iniş sırasında kaya ya da taş parçası düşürürseniz arkadaşlarınızı uyarmak için hemen "kaya!" diye bağırın. Bir iniş sırasında "kaya" sesini duyduğunuzda ya da bir şey düştüğünü hissettiğinizde eğer daha emin bir yere çekilmezseniz, ipte ya da merdivemdeyseniz, kendinizi hemen emniyete alarak başınız dik kaskınız tam başınıza oturmuş ve yaratabildiğiniz en küçük silüette tehlike geçinceye kadar kıpırdamadan durunuz. Tehlike geçtikten sonra yukarıdaki ve aşağıdaki arkadaşlarınızla haberleşerek tehlikenin nedenini ve gerçekte ne boyutta olduğunu öğrenmeye çalışın.

 

Çok deneyimli ve çok duyarlı mağaracıların bile bazen inanılmaz yanlışlar yaptığı görülmüştür. Bunlardan en önemlisi dikey boşluk başında bir ip hattı döşeliyken dalgınlıkla (biraz da can sıkıntısından oyun olsun diye) uçurumun ne kadar derin olduğunu anlamak için (bu deney daha önce yapılmasına rağmen) aşağıya, döşeli ipi zedeleyecek büyüklükte taş attıkları görülmüştür. Böyle bir olay sonrasında inişte daima ipi kontrol edrek ve en üstte bir prüsik düğümü ile yedek emniyetlr inin.

 

Bazen köylülerin ya da çocukların bilinçli ya da bilinçsiz olarak iniş ya da çıkış yapmakta olan insanların üstüne taş attıkları görülmüştür. Bunun bir adım ötesinin ipin kesilmesinin olduğunu unutmayarak daima dikey boşluk başına bir nöbetçi bırakılmalıdır. Bu nöbetçi da aşağıya taş yuvarlamaması için uyarılmalıdır.

 

Bir dikey boşluğun derinliğini anlamak istiyorsanız aşağıda bir hat ya da insan olmasada büyük taşlar atmaktan kaçının. Bu taşların bir yerde gevşek malzameyi siz inerken harekete geçirebileceğini unutmayınız. Sulu mağaralara girişte eğer o mağarayı ve su aktivitesini bilmiyorsanız mutlaka eski su seviyesi izlerine bakmayı aradaki farkı zihninize yerleştirmeyi adet edininiz. bazen bu izlerin tavana yakın olduğu mağaralarda en fazla tehlikenin hazır beklediğini (su baskınları) unutmayın. Girdiğiniz mağaranın su durumu hakkında yerel halkten bilgi almaya çalışın.

 

Mağaraya mecbur kalmadıkça üç kişiden az bir ekiple girmeyiniz.

 

Mağara içinde gruptan habersiz atrılmamaya özen gösterin.

 

Mağara içinde ilerlerken ekipteki en yavaş olana göre bir ilerleme hızı seçin.

 

Mağara içinde ilerlerken oryantasyon duygunuzu geliştirmeye çalışın. Bunun için geçtiğiniz yerlerdeki ilginç oluşumları unutmamaya çalışın. Çok labirentimsi mağaralarda sonradan toplayacağınız kağıt kartları, dönüş yolunuzu bulmak için geçtiğiniz yerlerdeki önemli noktalara koyabilirsiniz.

 

Mağara içinde aydınlatma cihazınız bozulduğunda kesinlikle yerinizi değiştirmeye çalışmayınız. Bulunduğunuz yerde el yordamı ile bozukluğu onarmaya çalışın. Ekibin sizi duyamayacağı uzaklıktaysanız kendinizi sızak tutmaya çalışarak yardım gelinceye kadar bekleyiniz. Kesinlikle el yordamı ile ilerlemeyin.

 

Mağaraya girişlerde eğer yanınıza yerel halktan birisini almanın iyi olacağına karra verdiyseniz (özellikle hazineci olmadığınızı göstermek ve çevre konusunda bilinçlendirmek amacı ile) bu insanara da kendinize sağladığınız emniyet koşullarını sağlamaya ve gerekli şekilde kuşandırmaya özen gösterin. İçerde kötü bir şey olduğunda sorumluluk sizin olacaktır!

 

Mağaraya girmeden önce ve mağara içinde içki içmemeye özen gösterin!

 

Mağara içinde en emin yerlerde bile dinlenirken kaskınızı çıkarmamaya özen gösterin. * Bir aralığı geçerken atlamayınız. Kaygan zeminler ve oynak kayalar en çok bilek burkan şeylerin başında gelir.

 

Emniyet noktalarınız konusunda unutmamanız gereken kural: iki adet çok sağlam olmayan emniyet noktası sağlam bir emniyet noktası oluşturmaz.

 

MERDİVEN TEKNİĞİ

Tahta merdivenlerin kullanıldığı çağda 50 metrelik bir merdiven için 40 kg.`lık bir malzeme kullanılıyordu. Çelik merdivenler sayesinde bu ağırlık 20 kg.`a, T.İ.T. ile de 2.5 kg.`a düşmüştür.

 

Hiç bir zaman iple emniyet almadan merdiven inişi yapılmaz. Merdiven 20 m.`ye kadar olan kısa uçurumlarda hat döşemede zaman tasarrufu sağlar.

 

Çelik merdivenler iki şekilde üretilirler: içten presli ve dıştan presli olarak. İçten presli olanlar diğerlerine göre daha dayanıklıdır. Ayrıca tırmanış sırasında giysilerimize takılarak onların yırtılmalarına yol açmazlar. 3 ya da 4 mm. lik çapta gavanize ya da saf çelikten oluşan kablo kısımları 20-25 cm. arasında değişen alaşım basamaklar eklenmiştir. İpe göre sürtünmelerden daha az etkileneceğinden "C" halkalarından tutturduktan sonra hemen uygun bir emniyet noktasına asabilirsiniz.

 

Ekip içinde düdük ile kullanılmak üzere bir haberleşme şifresi yaratmak yanlış anlaşmadan doğacak bir çok tehlikeyi azaltacaktır. Çünkü mağaralarda duvarların sesi çekici etkisi nedeniyle sesimizi duyurmak zorlaşır. Bu zorluğun bir çağlayan yakınından iniyorsak daha da arttığı durumlarda böylesi bir haberleşmenin yararı ortaya çıkacaktır.

Örneğin;

 

TEK DÜDÜK ÇALIŞ DUR (İŞLEMİ DURDUR)

ÇİFT DÜDÜK ÇALIŞ YUKARI GELİYORUM (İPİN BOŞLUĞUNUN AL)

ÜÇ DÜDÜK ÇALIŞ AŞAĞI İNİYORUM (İPİN BOŞLUĞUNU VER) ... vb.

 

Merdiven inişinde emniyet alırken İtalyan (yarım kazık bağı) düğümünü kullanın. Bu düğüm bize hem frenleme sırasında hem de kilitleme sırasında kolaylık sağlar. İtalyan düğümünü uyguladığınız karabinin alaşım almamasına dikkat edin. Alaşım karabinler sürtünme sırasında zayıflarlar.

 

Öneriler:

Olanak dahilinde ise merdiven üstündeki çamurları temizlemeye çalışın. Merdivenle çıkışta kendinize göre ama mutlaka merdiveni ortanıza alan bir teknik geliştirin ve sürekli onu kullanın. Merdivenin "C" halkalarında her zaman pas kontrolü yapın.

 

MAĞARADA YAPILMASI VE YAPILMAMASI GEREKENLER

ü Gireceğiniz mağaranın bağlı olduğu en büyük mülki amirliğe etkinliğiniz ile ilgili bilgi vermeden etkinliğinize başlamayınız. Bunun size sayısız yaralar sağlayacağını unutmayınız.

 

ü Mağaranın içinde bulunduğu arazinin sahibini bulabiliyorsanız etkinliğiniz hakkında olabildiğince bilgi veriniz. Hazineci olmadığınızı, yasalara uymaya çalıştığınızı, kendinizi tehlikeye atarak arazi sahibini güç duruma sokmayacağınızı ve en önemlisi bunun bir organize etkinlik olduğunu ve ilgililerin bundan haberi olduğunu söylemekten üşenmeyiniz. Hazineciler konusunda köylüleri uyararak onları gördükleri zaman derhal askeri makamlara bilgi vermeleri gerektiğini anlatın.

 

ü Gittiğiniz her kırsal kesimde bilgilerinizi anlamayacaklarını düşünerek bildiğiniz genel yararlı şeyler hakkında köylülerle sohbet etmekten kaçınmayınız. Özellikle çevre koruma konusunda, havada kalmayan pratiğe dönük bilgiler vermeye, köylünün içinde yaşadığı doğanın vazgeçilmez yararını anlatmaya çalışınız.

 

ü Mağara içine girişlerde kampta kalanlara, gireceğiniz ve mağaradan çıkacağınız tahmini zamanı bildirin.

 

ü Her zaman etkinliğe bir ilk yardım seti götürün.

 

ü Mağaraya her girişinizde yanınızda bulunması gereken setin içinde bir küçük çakı, su geçirmez bir kutuda kibrit, yedek ampul, çok küçük yedek fener, kalem, birkaç tane ıslanmaz kağıt, bir haberleşme düdüğü bulunmasına dikkat edin.

 

ü Mağara içinde ve mağaraya ulaşırken gruptan habersiz ayrılmamaya özen gösterin.

 

ü Şehirdeyken tüm mağaracılık malzemenizi bir kere kontrol edin. Onarım setini almayı unutmayın.

 

ü Çelik merdivenle 2 metrenin üzerindeki iniş ve tırmanışlarda mutlaka ipte emniyet alın.

 

ü Karpit lambaları için yanınıza 200gr.lık bir yedek karpiti nem geçirmez bir torbada almayı unutmayın.

 

ü Kesinlikle karpit artığınızı mağarada boşaltmayın. Yanınıza çöp torbası alın.

 

ü Yanınıza enerji verecek az yiyecek alın (örn. şeker, çikolata)

 

ü Mağara içinde ekibi tehlikeye atacak bireysel davranışlara girmeyin.

 

ü Belli bilimsel bir amacınız yoksa mağara canlılarından örnek almayınız.

 

ü Kışın yarasaların barındığı mağaralara girmeyin.

 

ü Yarasalara uzun süre direkt ışık tutmayın. Yarasalı mağaralarda gürültülü olmamaya çalışın.

 

ü Çok dar girişi olan mağaralara girmeden önce içeride bir hayvanın barınabileceğini unutmayın.

 

ü Mağara içinde sigara içmeden önce mağara atmosferini nefesinizin bile kirlettiğini unutmayınız.

 

ü Mağaralardan hatıra olarak hiçbir şey çıkarmayın.

 

ü Mağara içinde temiz içme suyunun olduğundan emin değilseniz yanınıza su alın.

 

Oluşumları ellememeye çalışın, cildinizdeki yağın oluşumların oluşumlarını durdurabileceğini unutmayın. Traverten havuzların kenarlarına bastığınızda onları hasara uğratacağınızı unutmayın. Travertenlerde yürümeniz gerekiyorsa çizmelerinizi çıkartarak yürüyün.

 

Mağaralardan çıkarken dikkatinizin azalmış olabileceğini ve yorgunluğunuz nedeni ile bir kazaya uğrayabileceğimizi unutmayın. Çok soğuk havalarda kaslarımız ısınmadan mağaraya girdiğimizde, mağara içinde yapacağımız güç fiziksel hareketlerin vücudumuzda yumuşak doku zedelenmelerine neden olabileceğini unutmayın.

 

Mağara içinde daha önceden başkalarının bıraktığı işaretlere dönüşünüz için güvenmeyiniz.

 

Bilmediğiniz coğrafi şartlarda aktif olduğunu düşündüğünüz mağaralara girerken dikkatli davranınız. Çok yağış alan bölgelerde (örn. Karadeniz vb.) yağış başladığında mağaraya girmekten kaçınınız.

 

TÜRKİYE VE DÜNYA MAĞARALARI SIRALAMALARI

 

Türkiye Mağaraları Derinlik Sıralaması

 

 Mağara adı

İl

İlçe

Derinlik (m)

EGMA Düdeni

İçel

Anamur

-1.429

Kuzgun Düdeni

Kayseri 

Yahyalı 

-1.398

Çukurpınar Düdeni

İçel

Anamur

-1.196

Kuyukule Düdeni

Isparta

Aksu

-832

Subatağı Düdeni 

Kayseri 

Yahyalı 

-643

*Pınargözü Mağarası 

Isparta 

Yenişerbademli 

810

 

*Dünya ve Türkiye sıralamasında ayrı bir kategoride, + özellikli bir mağaradır.

 Türkiye Mağaraları Uzunluk Sıralaması

 

Mağara Adı

İl

İlçe

Uzunluk (m)

Pınargözü Mağarası

Isparta

Yenişarbademli

16.000

Tilkiler Düdeni

Antalya

Manavgat

6.650

Kızılelma Mağarası

Zonguldak

Gelik

6.630

Mencilis Mağarası

Zonguldak

Safranbolu

5.350

Ayvaini Mağarası

Bursa

Merkez

4.866

 

DOĞADA GÜVENLİĞİN TEMELLERİ

Güvenli bir doğa yürüyüşü yapmak, aşağıda belirtilen ilkelere uyularak daha zevkli hale getirilebilir:

ü Planlar, harita ve krokiler üzerinde not edilmeli, harita ve pusula kullanılması öğrenilmelidir.

ü Tamamen, olgunlaşmadan büyük etkinliklere katılmamalı, aşamalı olarak ilerlenmelidir.

ü Yeterli tecrübe kazanana kadar başkalarının rehberliğinde hareket edilmelidir.

ü En kötü koşullar ve olaylarla karşılaşılacakmış gibi malzeme ve önlem alınmalıdır.

ü Hazırlanmak için zaman ayrılmalı, düzenli hareket edilmeli, zaman boşa harcanmamalıdır.

ü Hava gözlenmeli, çok kısa zamanda değişeceği göz önüne alınmalı, geri dönmek için acele edilmemelidir.

ü Kaybolma olursa telaşa kapılmamalı, yer saptanıp sakince dönülmelidir.

ü Taş atılmamalı ve kaya yuvarlamaktan kaçınılmalıdır.

ü Giderken, yer, zaman, dönüş tarihi ilgili yerlere bildirilmeli, dönüşte de haber verilmelidir.

ü Gerektiğinde dönmesini bilmek ise önemli bir olgudur. Bu tedbirler yer, zaman ve yürüyüş tipine göre çoğaltılabilir. Ancak, etkinliği fazla kırtasiyeye boğmakta gereksizdir.

ü Doğadaki Belli Başlı Tehlikeler

ü Kişisel Hatalar

ü Fizik ve moral eksikliği.

ü Teknik ve deneyim eksikliği.

ü Antrenman eksikliği.

ü Kötü malzeme.

ü Düşme.

ü Hastalık

ü Doğanın Meydana Getirdiği Tehlikeler

ü Taş-kaya düşmesi.

ü Taş ve kar çığları.

ü Kar bloğu.

ü Şimşekli fırtınalar, yıldırım düşmesi, heyelan ve diğer bu türdeki tehlikeler.

ü Sis

ü Soğuk

ü Karanlık

 

Tehlikeyi sezmek, hazırlıklı olmak ve ona karşı tedbir almak risk faktörünü azaltacaktır. Bu da kişisel ve örgütsel yardımı gerektirmektedir. Her ne olursa olsun güvenlik ilkeleri ışığında hareket edilmeli, ilk yardım ve kurtarma konularında temel olarak bilgi sahibi olunmalıdır. Rehber ve eğiticilerin ise bu konuları çok iyi bilmeleri gerekmektedir.